
Kişiler arasındaki adi borç ilişkileri borçlar hukukunun konusunu oluşturmaktadır. Ancak borç ilişkilerinin daha teknik, daha bilgi gerektiren daha büyük ve hacmi geniş kapsamlı borçları içeren hukuku ticaret hukukudur. Bu nedenledir ki sıradan borç ilişkilerine adi borç ilişkileri, teknik ve uzmanlık gerektiren, bu işi meslek olarak icra edenlerin borç ilişkilerine de ticari borç ilişkileri ve ticari borçlar denilmektedir.
Borç ilişkisinin teknik ve uzmanlık gerektiren hallere dönüşmesi ve mesleki bir yapı kazanması sonucunda hukuk, borçlar hukukundan daha teknik daha ağır şartları olan bir hukuk dalını daha ortaya çıkarmak zorunda kalmıştır. Buna ticaret hukuku denilmiştir. Ticaret hukuku, kişiler arası ticari ilişkilerden doğan ve ticari işletmeyi ilgilendiren, bunun yanında ticaret şirketlerinin kuruluşu, örgütlenmesi ve çalışmaları ile sona ermelerini, kıymetli evrakın türleri ve kıymetli evraka ilişkin kuralları, özel sigortaların neler oldukları, nasıl işledikleri ve sona ermeleri, deniz ticaret hukuku kurallarını düzenleyen bir hukuk dalıdır.
Ticaret hukuku, kişiler arası ticari ilişkilerden doğan ve ticari işletmeyi ilgilendiren, bunun yanında ticaret şirketlerinin kuruluşu, örgütlenmesi ve çalışmaları ile sona ermelerini, kıymetli evrakın türleri ve kıymetli evraka ilişkin kuralları, özel sigortaların neler oldukları, nasıl işledikleri ve sona ermeleri, deniz ticaret hukuku kurallarını düzenleyen bir hukuk dalıdır. Ticaret hukuku da aslında daha önce de belirttiğimiz üzere medeni hukuktan türemiş bir hukuk dalı olup, borçlar kanunumuz adi borç ilişkilerini düzenlediğinden genel nitelikli bir kanun olmakta iken ticaret kanunumuz ticari borçları ve medeni kanun ile borçlar kanununda yer almayan ya da ismen geçen hususlara ilişkin detaylı düzenlemeler yapması nedeniyle özel kanun olmaktadır. Bu çerçevede Ticaret Kanunu, Medeni Kanun’un (ve dolayısıyla Borçlar Kanunu’nun) tamamlayıcısı niteliğinde bir kanundur. Bu konu ticaret hukukunun temel kaynağını oluşturan 13.01.2011 kabul tarihli, 14.02.2011 Resmî Gazete yayım tarihli, 01.07.2012 yürürlük tarihli ve 6012 Türk Ticaret Kanunu’nun 1. maddesinde de aynen şu şekilde yazmaktadır. “Türk Ticaret Kanunu, 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun ayrılmaz bir parçasıdır…” Bu ifade de göstermektedir ki ticaret hukuku da medeni hukuk ile iç içe bir hukuk dalıdır.
İş hukuku, istihdam, ücret, çalışma koşul¬ları, sendikalar ve işçi-işveren ilişkileri gibi konuları düzenleyen hukuk dalı. İşçi ile işveren arasındaki iş (hizmet) sözleşmesiyle ilgili kurallar bireysel iş hukukunu, toplu¬lukların taraf olduğu ilişkilerle (sendika, grev, toplu pazarlık ve sözleşme vb) ilgili kurallar ise toplu (kolektif) iş hukukunu oluşturur. Çalışma yaşamına ilişkin hukuksal düzen¬lemelerin geçmişi Hammurabi Yasaları’na değin inerse de çağdaş anlamda iş hukuku¬nun ortaya çıkışı 18. yüzyıla dayanır. İş hukukunun gelişmesinde rol oynayan et¬kenler arasında Aydınlanma, Fransız Dev¬rimi ve Sanayi Devrimi ile bu hareketlerin ortaya çıkardığı yeni siyasal güçler sayıla¬bilir. Başlangıçta iş yasaları artan makineleş¬meyle birlikte acımasız ve zor koşullarda çalıştırılan işçileri korumaya yönelikti. Çocukların uygun olmayan işlerde çalıştırıl¬masını önlemeyi amaçlayan ilk yasalar 1802’de İngiltere’de çıkarıldı. Ama Avru¬pa’da kapsamlı iş hukuku yasaları ancak 19. yüzyıl sonlarında biçimlendi. ABD’de devletin çalışma yaşamım düzenlemesi ger¬çek anlamda 1930’larda başladı. Türkiye’de de iş hukukunun yasal temeli 8 Haziran 1936 tarihli ve 3008 sayılı İş Kanunu’yla atıldı.
Genellikle siyasal mücadeleyle bağlantılı olarak gelişen sendika kurma hakkı, günü¬müzde de iş hukukunun siyasal dalgalanma¬dan en çok etkilenen alanı durumundadır. Sendika hareketine getirilen kısıtlamalar İngiltere’de 1824’te, Fransa’da 1884’te, Al¬manya’da 1890’larda kaldırıldı. ABD’de sendika kurma hakkı kesin olarak 1930’larda tanındı. Türkiye’de geçmişi 19. yüzyılın ikinci yarısına değin inen sendika¬cılık hareketi ancak 1947’de yasal bir çerçe¬veye kavuştu. Ekonomik istikrarı ve büyümeyi özendirici bir araç olarak uzun vadeli istihdam politi¬kaları belirlemeye yönelik yasal düzenleme¬lere gitmek, iş hukukunda oldukça yeni bir gelişmedir. Bu yaklaşım özellikle 1929 Bü¬yük Bunalımı’nın etkisi altında ve II. Dün¬ya Savaşı sonrasında gelişmiştir. İşve¬renlere yeterli işgücü, işçilere de çalışma hakkı güvencesi sağlamaya yönelik bu dü¬zenlemeler nitelikli iş gücünün geliştirilmesi, mesleki eğitim ve çıraklık gibi konuları kapsar. Çalışma özgürlüğü, eşit ücret, işsiz¬lik tazminatı gibi yeni ilke ve kurumlar da bu gelişmenin ürünüdür. İşçi-işveren ilişkileri konusundaki yasal düzenlemeler taraflar arasında hizmet söz¬leşmesinin kuruluşu ve sona erişiyle bu sözleşmeden doğan yükümlülüklere ilişkin hükümleri içerir. İş hukukunun gelişmesine bağlı olarak, işçi-işveren ilişkilerini düzenle¬yen yasalar bireysel sözleşmeleri bazı zorla¬yıcı kurallara bağlamıştır. Ücret yasaları ücretlerin ödenme biçim ve koşullarını düzenler, yasaya aykırı kesinti¬leri önler ve ücrete haciz konabilecek durumları sınırlar. Birçok ülkede toplu sözleşmeye bağlanmamış işlerle ilgili ücret¬leri saptayan idari kuruluşlar vardır.
Çalışma koşullarını düzenleyen yasalar çalışma süresi, dinlenme, işçi sağlığı ve iş güvenliği gibi konularla ilgilidir. Başlangıçta kadın ve çocuk işçileri korumak için çıkarı¬lan bu tür yasalar zamanla bütün çalışanları kapsayan bir nitelik kazanmıştır. Ağır ve riskli işlerle ilgili sağlık ve güvenlik stan¬dartlarının belirlenmesi de bu yasaların konusuna girer. Sosyal sigortayla ilgili yasa¬lar emekli aylığı hakkının yanı sıra iş kazaları ve hastalıklarına karşı tazminat hakkını getirmiştir. Günümüzde birçok ül¬kede sosyal sigorta hizmeti devletin belirle¬diği çerçeve içinde yürütülmektedir. Sendika yasaları sendikaların hukuksal yapısı, işçi ve işveren kuruluşlarının hak ve yükümlülükleri, toplu pazarlık ve sözleşme, uyuşmazlıkların giderilmesi, grev ve lokavt gibi konuları düzenler.
Eşya hukukunun önemli bir parçası olan gayrimenkul hukuku, Türkiye’de eşya hukukuna ilişkin uyuşmazlıkların büyük bir çoğunluğunu oluşturmaktadır. Gayrimenkul hukuku, içerisinde bir çok detayları ve istisnaları ile birlikte oldukça geniş ve zor bir hukuk dalıdır. Bu alanda, hukuki danışmanlık almadan hareket edenler, birçok zorluklarla karşılaştıkları gibi, ileride meydana gelecek ciddi sıkıntılara da sebep olabilmektedirler. Ayrıca, yabancıların gayrimenkul edinme hakkı, Türkiye mevzuatında girift bir hal almaktadır. gayrimenkul hukuku bakımından her türlü hukuki hizmeti sunmaktadır. Bu hizmetler dava vekilliği hizmeti ve danışmanlık hizmeti olarak ayrı ayrı yürütülmektedir. Bu alanda verilen dava vekilliği hizmetlerini ve danışmanlık hizmetlerini şu şekilde sıralayabiliriz:
Dava Vekilliği Hizmetleri
- 1. Ecrimisil davaları
- 2. Elatmanın önlenmesi (müdahalenin men-i) davaları
- 3. Her türlü irtifak hakkının kurulmasına ilişkin davalar
- 4. İpotek ihtilaflarından doğan davalar
- 5. İstihkak davaları
- 6. İzale-i Şuyu (Ortaklığın Giderilmesi) davaları
- 7. Kamulaştırma davaları
- 8. Kat mülkiyeti yasasından kaynaklanan uyuşmazlıklar
- 9. Kira bedelinin tespiti davaları
- 10. Önalım (şüfa) davaları
- 11. Tapu iptal ve tescil davaları
- 12. Tapu Müdürlüğü ile kişiler arasındaki dava ve ihtilafların takibi
- 13. Tapu kayıtlarında mevcut hataların düzeltilmesine yönelik davalar
- 14. Tahliye davaları
Danışmanlık Hizmetleri
- 1. Alım – satım sözleşmelerinin denetlenmesi, düzenlenmesi
- 2. Ekonomik durumunuza ve isteğinize uygun gayrimenkullerin tespiti
- 3. Gayrimenkul finansmanı danışmanlığı
- 4. Gayrimenkul değerleme (ekspertiz) hizmeti
- 5. Gayrimenkul satış vaadi sözleşmesinin denetlenmesi, düzenlenmesi
- 6. Gayrimenkul alım satım işlemleri, kiralanması, yabancıların gayrimenkul edinmeleri işlemleri için hukuki danışmanlık
- 7. Gayrimenkullerin hukuki ve maddi durumu için araştırma ve değerlendirme
- 8. Gayrimenkulün kira ödemelerinin aylık takibi, emlak ve kira geliri bakımından yıllık takipleri
- 9. Hukuki durum tespit raporlaması (Due Dilligence )
- 10. İpotek sözleşmelerinin denetlenmesi, düzenlenmesi
- 11. İpotek ve rehin tesisi işlemleri
- 12. İnşaat sözleşmelerinin denetlenmesi, düzenlenmesi
- 13. İlgili kamu kurum ve kuruluşlar nezdinde gerekli işlemlerin yapılması
- 14. Kat karşılığı inşaat sözleşmelerinin denetlenmesi, düzenlenmesi
- 15. Kiralama Sözleşmelerinin denetlenmesi, düzenlenmesi
- 16. Kat mülkiyeti kanunundan kaynaklanan uyuşmazlıklar için danışmanlık
- 17. Mevzuatın yakından takibi ve müvekkilin konu hakkında bilgilendirilmesi
- 18. Projelerin çevre mevzuatına uygunluğunun denetlenmesi
- 19. Satın almak veya satmak istediğiniz gayrimenkulleriniz için avukatlarımızın aracılık ve vekil hizmetleri
- 20. Tapu işlemleri
- 21. Türkiye’deki gayrimenkullerinizin hukukçularımız vasıtasıyla hukuki güvenliğinin sağlanması için kira sözleşmelerinin hazırlanması ve kiralamada aracılık hizmetleri
- 22. Yerli ve yabancı gerçek ve tüzel kişilere Gayrimenkul alım-satım öncesi risklerin analizi ile en aza indirilmesi için hukuki danışmanlık hizmeti
Bankacılık hukuku, bankaların kuruluşlarını, etkinliklerini, devlet tarafından denetlenmelerini ve bankacılık işlemlerini düzenleyen kuralların oluşturduğu hukuk dalı. Türkiye’de kurulmuş bankalar ile Türkiye’de şubesi bulunan yabancı bankalar 25 Nisan 1985 tarihli ve 3182 sayılı Bankalar Kanunu (Bank. K.) hükümlerine bağlı tutulmuştur. Özel yasalarla kurulan bankalarda yasalarında yer alan hükümler dışında Bankalar Kanunu hükümlerine bağlıdır. Türkiye’de bir bankanın kurulması ya da yabancı bir bankanın Türkiye’de şube açması için gerekli izni Bakanlar Kurulu verir (m. 4). Türkiye’deki bankaların anonim ortaklık biçiminde kurulmaları ve ortaklarının sayısının 100’den, özkaynaklarının da 1 milyar TL’ den az olmaması zorunludur (m. 5). Böylece kurulmuş olan bankaların bankacılık işlemlerine ya da mevduat kabulüne başlaya bilmeleri için gerekli izni, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nın görüşünü de aldıktan sonra Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığı verir.
Her bankada, bütün anonim ortaklıklarda bulunan genel kurul ve yönetim kurulu dışında, yönetim kurulunun kendi üyeleri arasından seçtiği iki üye ile banka genel müdürü ya da vekilinden oluşan bir kredi komitesinin de olması gerekir. Bankalar yedek akçelerden başka, yıllık safi karlarının yüzde 5’ini, ödenmiş sermayeleri tutarına ulaşıncaya kadar “muhtemel zararlar karşılığı” olarak ayırmak zorundadırlar. Mevduata verilecek faizin alt ve üst sınırlarını saptamaya ya da faiz oranının belirlenmesini serbest bırakmaya Bakanlar Kurulu yetkilidir. Bakanlar Kurulu, TC Merkez Bankası’nı da bu konuda yetkili kılabilir. Bir bankanın açacağı krediler ve satın alacağı tahvil ve benzeri menkul kıymetlerin tutarı ile teminat mektupları, kefaletler, aval, ciro ve kabuller gibi parasal olmayan kredilerin toplamı, özkaynaklarının 20 katını aşamaz (m. 38). Türkiye’de etkinlik gösteren bütün bankalar, Türkiye Bankalar Birliği adını alan bir meslek kuruluşuna üye olmak zorundadır.
Birlik, bankacılık mesleğini geliştirmek, mesleğin onur ve disiplinini sağlamak, bankalar arasındaki haksız rekabeti önlemek ve bankaları ekonominin gereksinimlerine uygun olarak yönlendirmek gibi görevleri yüklenmiştir. Birlik Genel Kurulunda, bankaların oy hakkı son bilançoları temel alınarak, ödenmiş sermaye, ihtiyat ve mevduat toplamlarıyla orantılı olarak belirlenir. Bankaların iç denetimi, bankaların kendi örgütleri içerisinde görevlendirecekleri denetçiler ve müfettişler eliyle yapılır. Bankalar Kanunu, yalnızca banka yönetimine karşı sorumluluk taşıyan bu iç denetimi yeterli bulmadığı için, bankaların ayrıca devletçe denetlenmesini de öngörmüştür. Buna göre bankaların sürekli olarak denetlenmesi, bankalar yeminli murakıpları eliyle yapılır. Ayrıca başbakanlık, mevduat toplayan bankaların hepsine bir yönetim kurulu üyesi ve bir denetçi atayarak bunların yönetim bakımından denetlenmesini yoğurılaştırabilir.
Uluslararası hukuk, uluslararası ilişkiler altında bir disiplindir. Uluslararası ilişkilerin hukuksal boyutunu bilimsel bir disiplin içinde inceler. Devletler ararası hukuk da denir.Uluslararası hukuk, uluslararası toplumu oluştıran aktörler arasındaki ilişkileri düzenleyen ku¬rallar bütünüdür. Devletlerin topluca yerine getirme zorunluluğu hissettiği; uluslararası ku¬ruluş ve örgütlerin oluşturulması ve onların kendi aralarında, devletlerle, ve şahıslarla olan İlişkilerinin düzenlenmesi için gerekli olan; uluslararası topluluğu İlgilendiren devlet haricin¬deki aktörlerin ve şahısların da hak Ve görevlerini belirleyen hukuk kurallarının tümü. Uluslararası hukukun doğuşu ve devlet¬ler arasındaki ilişkilerde uygulanmaya baş¬lanması egemen ulusal devletlerin ortaya çıktığı onbeşinci ve onaltıncı yüzyıllarda sözkonusu olmuştur. Ulusal devletleri daha önceki devlet sisteminden ayıran temel Özellik ülke içindeki yüce otoritenin merke¬zi bir hükümetin, ya da hükümdarın eline geçmesidir. O zamana kadar hükümdar, yetkilerini feodal beylerle ve kilise ile pay¬laşmaktaydı. Belli sınırlara sahip devletle¬rin onalüncı yüzyılda ortaya çıkması ile bir¬likte, kendi üstünde başka bîr otorite tanı¬mayan egemen devletlerden sözedilir oldu.
Bununla birlikte, uluslararası hukuk kural¬larının gelişmesi ile ilgili bir durumda Roma İmparatorluğu dönemine dek geri git¬mek gerekir. Bu evrensel imparatorluk dö¬neminde Roma ile yabancılar arasındaki ilişkileri düzenleyen ius gentium bir bakı¬ma modern uluslararası hukukun ilk haber¬cisi olmuştur. Her ne kadar çağdaş uluslara¬rası hukuk kurallarının bir çoğunun kökü Roma hukukuna dayanmaktaysa da bu hukukun uluslararası hukuktan çok farklı yön¬leri vardı. Bu nedenle modern uluslararası hukukun ortaya çıkışı, egemen devlet siste¬minin ortaya çıkışı ile birlikte olmuştur. İlk uluslararası hukuk kurallarının önemli bir kısmı dini motivlerle yapılan otuz yıl savaş¬larını sona erdiren 1648 Vestfalya Antlaş¬ması ile genel bir nitelik kazanmış ve yer¬leşmiştir.1 Uluslararası hukuk, uluslararası hukuk kişilerinin ilişkilerini düzenleyen normları ifade eder.
- • Devlet
- • Uluslararası Örgütler
Uluslararası Hukuk Neyi Düzenler?
Uluslararası hukuk, yaklaşık 16. yüzyılda beliren ve bugün hala devam eden modern devletlerarası sistemin kazasız belasız işleyişini düzenler ve sadece bunu düzenler. Başka herhangi işlevi bulunmamaktadır. Sistem içindeki en önemli yapılanma olduğunu vurgulamak gereklidir Çünkü sistemin ihtiyacı ne ise, uluslararası sisteme o ihtiyacı sağlar. O sistem içindeki devletler tarafından yapılan uluslararası hukukun buna verdiği uluslararası hukuktan, mesela onun savunduğu söylenen “İnsanlık” adına lütuf beklemek veya adalet ummak, ister sağ, ister sol olsun, liberalizmin yani ideolojinin ta kendisine işaret etmekten başka bir anlam taşımaz.
Aile, toplumun en temel yapı taşı olarak kabul edilir. Her aile toplum için büyük bir önem taşır. Aile içi durumlar toplum içi durumlar ile birebir bağlantılıdır. Bu yüzden bir toplumun huzurlu ve mutlu bir şekilde yaşam sürdürebilmesi için aile içi ilişkiler çok önemlidir. Toplumun geleceği ailelerin birbirleri ile olan ilişkilerine bağlıdır. Aile içi ilişkileri düzene sokan ve bu süreç içerisinde hukuk kurallarını da dikkate alan hukuk dalına aile hukuku adı verilmektedir.
Aile hukuku Medeni Hukuka dahil olmaktadır. Üç kısımdan oluşmak ile birlikte her kısmı aile içi ilişkileri düzenlemek amacına göre hareket eder. Aile hukuku sayesinde aile bireylerinin birbirlerine olan tutumları belirlenir ve her bir birey kendine ait olan sorumlulukların bilincinde olur. Bu durum da ailelerin mutlu ve huzurlu bir şekilde yaşamaları için çok önemli olmaktadır.
Aile hukuku, karı koca ilişkisini düzenleyen, nafaka ile aile mallarına ilişkin bilgileri düzenleyen, bir de vesayet ile ilgili bilgileri düzenleyen olmak üzere üç kısımdan oluşmaktadır. Aile bireyleri aile hukukuna göre hareket eder ve bu sayede hem aile içi hem de toplum içi ilişkiler düzenlenmiş olur.
Kişilerin veya şirketlerin suç soruşturması işlem ve süreçleriyle karşı karşıya kalması arzu edilen bir durum olmamakla birlikte, zaman zaman karşılaştıkları istenmeyen bir durumdur. Yakalama, gözaltı, tutuklama, adli kontrol, gözlem altına alma, zorla karakola veya adliyeye getirme, zor kullanma, arama, elkoyma, ifade alma, sorgulama, bilgi alma, yüzleştirme, teşhis, vücut muayenesi ve vücuttan örnek alma, telefon dinleme, ortam dinlemesi, teknik izleme, elektronik veri izleme, gizli soruşturmacı istihdamı gibi yöntemler suç soruşturmasında delil etmek amacıyla kullanılabilmektedir. Gerek Polis, gerek Jandarma, gerekse Cumhuriyet Savcılığı tarafından yürütülmekte olan tüm bu soruşturma işlemleri hakkında danışmanlık ve bu işlemler esnasında, öncesinde veya sonrasında avukatlık ve/veya danışmanlık hizmetleri sunmaktayız. Cumhuriyet Savcılığı ve Sulh Ceza Hakimlikleri dosyalarında, Asliye Ceza Mahkemeleri, Ağır Ceza Mahkemeleri, Yüce Divan, Bölge Adliye Mahkemeleri, Yargıtay, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nezdinde görülmekte olan davalarda; şüpheli veya sanık yararına bireysel savunma, mağdur veya müşteki yararına bireysel iddia göreviyle dava takibi, dosyalardaki delillerin incelenmesi ve değerlendirilmesi, hukuka aykırı elde edilen delillerin tespiti ve değerlendirme dışı kalması için gerekli işlemlerin yapılması gibi yargılama sürecinin gerektirdiği tüm konularda danışmanlık ve avukatlık hizmetleri sunmaktayız. Soruşturma, kovuşturma ve Yargıtay evrelerinde sıkça takibini yaptığımız suçlardan bazıların şöyledir;
Soruşturma, kovuşturma ve Yargıtay evrelerinde sıkça takibini yaptığımız suçlardan bazıların şöyledir;
İhaleye fesat karıştırma
Kamu kurumu veya kuruluşları adına yapılan mal veya hizmet alım veya satımlarına ya da kiralamalara ilişkin ihaleler ile yapım ihalelerine fesat karıştıran kişi, üç yıldan yedi yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Şu durumlarda ihaleye fesat karıştırılmış sayılır: a) Hileli davranışlarla; İhaleye katılma yeterliğine veya koşullarına sahip olan kişilerin ihaleye veya ihale sürecindeki işlemlere katılmalarını engellemek, İhaleye katılma yeterliğine veya koşullarına sahip olmayan kişilerin ihaleye katılmasını sağlamak, Teklif edilen malları, şartnamesinde belirtilen niteliklere sahip olduğu halde, sahip olmadığından bahisle değerlendirme dışı bırakmak, Teklif edilen malları, şartnamesinde belirtilen niteliklere sahip olmadığı halde, sahip olduğundan bahisle değerlendirmeye almak. b) Tekliflerle ilgili olup da ihale mevzuatına veya şartnamelere göre gizli tutulması gereken bilgilere başkalarının ulaşmasını sağlamak c) Cebir veya tehdit kullanmak suretiyle ya da hukuka aykırı diğer davranışlarla, ihaleye katılma yeterliğine veya koşullarına sahip olan kişilerin ihaleye, ihale sürecindeki işlemlere katılmalarını engellemek.d) İhaleye katılmak isteyen veya katılan kişilerin ihale şartlarını ve özellikle fiyatı etkilemek için aralarında açık veya gizli anlaşma yapmaları.
Edimin ifasına fesat karıştırma
Kamu kurum veya kuruluşları, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, bunların iştirakiyle kurulmuş şirketler, bunların bünyesinde faaliyet icra eden vakıflar, kamu yararına çalışan dernekler ya da kooperatiflere karşı taahhüt altına girilen edimin ifasına fesat karıştıran kişi, üç yıldan yedi yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
Suç gelirlerinin aklanması
Alt sınırı altı ay veya daha fazla hapis cezasını gerektiren bir suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini, yurt dışına çıkaran veya bunların gayrimeşru kaynağını gizlemek veya meşru bir yolla elde edildiği konusunda kanaat uyandırmak maksadıyla, çeşitli işlemlere tâbi tutan kişi, üç yıldan yedi yıla kadar hapis ve yirmibin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.
Dolandırıcılık
Hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp, onun veya başkasının zararına olarak, kendisine veya başkasına bir yarar sağlayan kişiye bir yıldan beş yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası verilir.
Borç İlişkisi
Borç ilişkisi öyle bir ilişkidir ki,taraflardan biri,bu ilişki uyarınca ötekinden belirli bir davranışta bulunmasını isteme yetkisine sahiptir;öteki tarafta bu isteği yerine getirmekle yükümlüdür. Alacaklı borç ilişkisinin aktif süjesidir. Edimi isteme yetkisine sahip olan tarafa alacaklı denir. Borçlu ise pasif süjedir. Alacaklının isteğine uygun bir davranışın yükümlüsü olan borçludur. Edim,borç ilişkisi uyarınca alacaklının istemeye yetkili olduğu,borçlunun da yerine getirmekle yükümlü bulunduğu davranıştır.
Alacak ve İstem
Borç ilişkisi,alacaklı ile borçlu arasındaki tüm hukuksal bağı anlatır;alacak ise bunun içinde tekil bir bağlantıdır. Alacak hakkının temel özelliği;alacaklıya,borçludan borçlandığı edimin yerine getirilmesini isteme yetkisini vermesidir.
Borç ve Sorumluluk
Borcun esası,borçlunun belli bir davranışa yükümlü olmasıdır. Borçlunun borçtan sorumlu olması borca aykırı davranışlarının getireceği sonuçlara katlanması zorunluluğudur.
Malvarlığı ile Sorumluluk
Borçlunun malvarlığına el koydurarak,alacağın alınabilmesidir. Bazı hallerde borç olduğu halde sorumluluk doğmaz,bu tip borçlara tabi borç denir. Örneğin;kumar borcu(BK.504). Bazı hallerde ise borç ilişkisine taraf olamayan 3. kişilerde borçtan sorumu olur. Örneğin bir kimsenin başkasının borcu için rehin vermesi durumu.
Sınırlı Sorumluluk
Bir kimsenin borçtan doğan sorumluluğunu,malvarlığının bir bölümü yada belli malvarlığı unsurlarıyla sınırlayabilmesidir.
Niceliksel Sınırlama
Borçlunun,borca aykırı davrandığı takdirde,ödeyeceği tazminat tutarı peşin olarak saptanmışsa durum böyledir.(158/II).
Borç ilişkisinin Nisbi niteliği
Bir hakkın nisbi oluşu;o hakkın sadece belirli kimselere karşı ileri sürülebilmesidir. Buna karşılık mutlak haklar herkese karşı ileri sürülebilir. Bunun sonucu olarak;borcunu yerini getirmeyip,borçlandığı şeyi 3. kişilere devreden borçluya karşı alacaklı,bu ilke nedeniyle,ancak bir tazminat isteminde bulunabilir. Edimi oluşturan şeyi onu elde eden 3. kişiden isteyemez.
HUKUKSAL İŞLEM VE SÖZLEŞME
Hukuksal Olay Eylem ve İşlem
Herhangi bir olay,bir hukuksal ilişkinin doğmasına,değişmesine yada bozulmasına neden oluyorsa,buna hukuksal olay denir. Hukuksal sonuç doğuran insan eylemlerine hukuksal eylem denir. nun sonucu olarak;borcunu yerini getirmeyip,borçlandığı şeyi 3. kişilere devreden borçluya karşı alacaklı,bu ilke nedeniyle,ancak bir tazminat isteminde bulunabilir. Edimi oluşturan şeyi onu elde eden 3. kişiden isteyemez.
Bu 3’e ayrılır:
İrade açıklamaları
Hukuksal sonuç doğurmaya yönelik irade açıklamalarıdır. Eyleme dönüşen irade,sadece eylemin meydana gelmesini değil aynı zamanda,bu eylemden hukuksal sonuç doğması amacını da içerir.
Dar anlamda hukuksal eylemler
Belli bir eyleme dönüşen bilinçli bir istek vardır. Eylemden doğan hukuksal sonuç,iradeye dahil olmayabilir. Hukuksal değişim istendiği için değil,yasa bu eyleme o sonucu bağladığı için meydana gelir. Bunlar;hukuksal işlem benzerleri (BK.101/I,BK.106,BK.38) bilgi açıklamaları(BK.165) maddi eylemler
Hukuka aykırı eylemler
Hukuka aykırı olan ve çoklukla kusurlu olarak nitelenen eylemlere de hukuksal sonuç bağlanır. (BK.96)
Hukuksal İşlem
Belli bir hukuksal sonuç doğurmaya yönelik irade açıklamaları yada bir hukuksal sonucun meydana getiren ve bu sonucun meydana gelemsine yönelik irade açıklamasını içeren olgular demetidir.
Günümüzdeki yoğun rekabet koşulları sebebi ile şirketler doğru stratejilerle hareket ederek ayakta kalmayı hedeflemektedir. Pazarlama, finans gibi pek çok alanda öne geçmek için işletmeler kendi amaçlarına uygun olarak politikalar izlemektedir. Etkin bir alacak tahsil yönetim politikası işletmenin finansal durumu için önem arz etmektedir. Alacaklar genellikle bir şirketin yaklaşık yüzde kırklık finansal büyüklüğünü kapsamaktadır. Dolayısıyla doğru ve etkin bir finansal yönetim şirketler için çok önemlidir.
Alacak Tahsil Yönetimi
Alacak tahsil yönetimi, alacakların hızlı bir şekilde tahsil edilmesidir. Planlı ve etkin bir alacak tahsil yönetimi nakit akışının daha hızlı olmasına sebebiyet vermektedir. Alacak tahsil yönetiminde doğru bir yol izlemek için üç hususa dikkat edilmesi gerekir. Bunlar;
- . etkin
- . planlı
- . hızlı
olunmasıdır. Bu üç etmen göz önüne alındığında alacakların tahsili açısından olumlu sonuç verecek bir politika izlenecektir. Alacak tahsil yönetimi nakit akımı açısından oldukça önemlidir. Bu nedenle nakitin öneminin bilincinde olunmalı ve ona göre doğru stratejiler izlenmeli ve alacak tahsilinin önemi göz ardı edilmemelidir. Alacak tahsili gerçekleştirilemediği takdirde sorunlarla karşılaşılabilir. Psikolojik olarak şüphe ve endişenin ortaya çıkmasının yanında maddi olarak da işletme ile ilgili sıkıntı ve sorunlar meydana gelir. Öncelikli olarak kar marjında düşüş ve itibar kaybı gerçekleşebilir. Bunun dışında bankalarla ilişkilerin bozulması ve kredi notunda düşme de söz konusudur. Finansal bir sorun diğer departmanlardaki işleyişe engel oluşturabilir. Dolayısıyla da bu sebeple işletmeyi olumsuz etkiler. Tahsilatlar işletmenin verimliliği konusunda da etkilidir. İşletmyi bir bütün olarak düşünürsek bir yerdeki aksaklık başka yerlerde de sıkıntıya sebep olur.
Finansal Yönetimin Alacak Tahsilinde Rolü
Finans departmanına alacakların tahsili hususunda büyük sorumluluk düşmektedir. Öncelikle olarak finansal yöneticinin doğru bir politika izlemesi gerekmektedir. Alacaklar belirlenmeli ve takip edilmelidir. Nakit akışının hızlı olarak gerçekleşmesi için bir plan oluşturulmalıdır. Bu plan etkin bir biçimde uygulandığı takdirde istenilen sonuçlara ulaşılabilir. Alacak tahsil yönetim politikaları nakit giriş ve nakit çıkışında etkili olduğu için doğrudan işletmenin finansal durumunu etkiler.
Etkin Alacak Tahsil Yönetimi
Finans departmanına alacakların tahsili hususunda büyük sorumluluk düşmektedir. Öncelikle olarak finansal yöneticinin doğru bir politika izlemesi gerekmektedir. Alacaklar belirlenmeli ve takip edilmelidir. Nakit akışının hızlı olarak gerçekleşmesi için bir plan oluşturulmalıdır. Bu plan etkin bir biçimde uygulandığı takdirde istenilen sonuçlara ulaşılabilir. Alacak tahsil yönetim politikaları nakit giriş ve nakit çıkışında etkili olduğu için doğrudan işletmenin finansal durumunu etkiler.
- • Alacak yönetimi tahsil planı oluşturulmalıdır.
- • Oluşturulan tahsil planının etkin bir şekilde uygulanması yolunda hareket edilmelidir.
- • Doğru bileşenlerden yola çıkılmalı ve tahsilat tekniklerine hakim olunmalıdır.
- • Finans departmanının işleyişi ve finansal yöneticinin önemi üzerinde durulmalıdır.
- • Etkin bir alacak tahsili için öncelikli olarak alacaklar belirlenmeli ve özellikle vadesi geçmiş alacaklar üzerine yoğunlaşılmalıdır. Vadesi geçmiş alacaklar ciddiye alınarak takip edilmelidir.
- • Müşteriyi kaybetmeye sebebiyet vermeyecek şekilde alacakların takibi yapılmalıdır. En hızlı şekilde tahsil edilebilmesi için gerekli olan takip gerçekleştirilmelidir.
- • Müşterilerin ödeme konusunda davranışları incelenmeli ve ona uygun alacak politikaları izlenmelidir. Yani müşterinin alacağı beklenen zamanda ödeyip ödememesine göre bir alacak tahsil yönetimi yapılabilir. Bunun için müşterilerin önceki alacaklardaki davranışı dikkate alınabilir.
- • Alacak tahsili amacıyla yapılan görüşmelerde uygun teknikler kullanılmalıdır.
- • Alacak tahsil yönetiminin nakit akışı açısından öneminin bilincinde olunmalı ve buna göre politikalar geliştirilerek hareket edilmelidir.